Bir musibet bin nasihattan yeğdir!

  • Bir musibet bin nasihattan yeğdir!

    Atalar ne dediyse bir tecrübe ürünüdür. Nasihatin fayda vermediği, her dili olanın kafasına göre konuştuğu, haklının haksız olduğu, zalimin zulmünü arttırdığı zaman diliminde mazlumun dualarının karşılıksız kalacağı mı beklenir?

    Herkes gücü nispetince zalimlik yapar. Firavun ile evinde birbirine zulmedenin zulmü arasında fark yoktur. Hiçbir suç da cezasız kalmayacaktır. Her ne kadar içimizden gelen sesi bastırıp, kendimizi haklı duruma getirip yaptıklarımıza haklılık payı versek de biri bizi daima gözetliyor olacaktır.

    Hem şu gerçek de unutulmamalıdır. Başımıza gelen her musibet kendi yaptıklarımızdan dolayıdır. Bu hakikat vahyin Şura suresinin 31. Ayetinde açıkça bize sunulmuştur. Rahman olan Allah’ın birçoğunu bağışladığı da ayetin devamında belirtilmektedir.

    Başımıza bir musibet isabet ederse söylememiz gereken tek şey de hayatımıza yön veren, ne yapacağımızı, nasıl bir duruşta olmamız gerekliliğini belirten hayat kitabımızın içindedir.

    “Onlar; başlarına bir musibet gelince, Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz derler.” (Bakara Suresi, 156. Ayet)

    Ayaklı Kur’an olan, yaşantısı ile bize örnek olan Allah Resulü de bu konuda ayeti açıklar mahiyette şu şekilde buyurmuştur; “Herhangi bir kul sıkıntıya düşer de ‘Biz Allah’tan geldik, Allah’a döneceğiz. Allah’ım, başıma gelen musibetin ecrini ver ve bana bundan daha hayırlısını lütfet’ diye dua ederse, Allah Teâlâ onu uğradığı sıkıntıdan dolayı mükâfatlandırır ve ona kaybettiğinden daha hayırlısını verir.” (Müslim)

    İki kelimeden oluşan musibet Arapça bir tabir olmasına rağmen dilimize geçmiş, herkesin anladığı bir kavramdır. Musiba; “İsabet eden şey, bela, kaza” isaba; “isabet etme, hedefi, bulma, uğrama” sözlük karşılığıdır.

    Bela imtihanın kendisi, musibet ise başa gelen, imtihanın şeklidir. Bela insanların test edilmesi, musibet ise imtihanın içindeki sıkıntılardır.

    Bela ve musibet arasında nüans farkı vardır. Müfredatta Bela, teklife tabi tutma, deneme ve imtihan etme, itibar olarak geçmektedir.

    Her imtihan yani bela insanın derecesini arttırmak için bir fırsattır. Bir kriz halidir. Her kriz içinde sıçrayışları gizler. Bunu da ancak fırsatları değerlendiren, aklı başında olan, ne istediğini bilenler hak eder.

    Her musibet şüphesiz bir beladır. Lakin her bela musibet değildir. Çünkü doğru hareket ederek belayı yani imtihanını kazananlar olacaktır. Bunun birçok örnekleri de algıda seçicilik yaparak okumamız gereken vahyin sayfaları arasındadır. Zira en büyük belalara maruz kalan Allah’ın aramızdan görevli olarak seçtiği resulleridir.

    Allah Resulü’nün bu konuda şöyle söylediği rivayet olunur: “İnsanlar içinde en ağır imtihana çekilenler peygamberlerdir. Sonra sırasıyla (rütbeleri) onları takip edenler, sonra onları takip edenlerdir. Kişi dinine göre müptela kılınır (imtihana çekilir). Eğer dininde salâbetle ise imtihanı (göreceği bela ve musibet) ağır olur. Eğer dininde gevşek ise o oranda imtihan edilir. Bela o kimseyi devamlı takip eder. Nihayet onu bırakıncaya kadar. Böylece kul, yeryüzünde hatası olmadığı halde yürür.” (Buhari, Tirmizi)

    Hâsılı kelam; dünyanın her bir karesini saran, pandemi olarak tarihe geçen, bizleri de korku çemberi içinde bırakarak günlerce meşgul eden, dünya ekonomisini sarsan, ilişkileri bitiren, kucaklaşmaları son bulduran, bilim, siyasi, maddi gücü ile Rahman’a savaş açan acizlere verilen bir darbe olan küçük bir virüs musibeti ile baş başayız. Ya bu imtihanı topyekûn kaybedecek ya da bu musibeti hayra çevirecek hal ve hareketlerle kendimize döneceğiz. Aksi takdirde bu toplu helakin içinde kalacağız.

    Rahman, Yüce Kitabımızda şöyle buyuruyor:

    “Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi, 216. Ayet)

    Görelim Mevla’m neyler, neylerse güzel eyler…

    Comments are closed.